Dünyanın en ünlü tanınmayan sanatçısı: Yoko Ono

Dünyanın en ünlü tanınmayan sanatçısı: Yoko Ono

Bver7yDCMAMBmSx.jpg-largeYoko Ono, Beatles’ı dağıtan kadın, John Lennon’ın karısı, birinin kanlısı öbürünün bıçaklısı filan değil; sadece Yoko Ono, 1964’te basılan ilk kitabı “Grapefurit” ve oğlu Sean Ono Lennon’la birlikte yazdığı “An Invisible Flower” adlı kitaplarından sonra “Meşe Palamudu” adını verdiği kitabıyla Türkçede. Ono’nun müzikten edebiyata, plastik sanatlardan performansa, sanatın her dalında sek sek sekişinin peşine düştük…

Elif Türkölmez – Milliyet Kitap (Ağustos 2014)

 

Yumurtanın sarısı, Osman Bey’in karısı. Salatanın yarısı, John Bey’in karısı. Yoko Ono’dan söz ediyorum. Yıllarca yapıp ettiği hiçbir işle değil ama ‘John Lennon’ın karısı’ olma sıfatıyla tanıyıp bildiğimiz Japonya asıllı Amerikalı sanatçıdan. Beğenelim beğenmeyelim, bugüne kadar otuzdan fazla albüm yapmış, sayısız sergi açıp yüzlerce sanat perfomansı gerçekleştirmiş, üstüne “Grapefruit” (Henüz Türkçeye çevrilmediği için ‘Greyfurt’ yazamıyorum, belki ‘Karpuz’ ya da ‘Sarımsak’ diye çevrilir) ve “Meşe Palamudu” adlı iki kitap yazmış bir insan hakkında konuşurken, içimizdeki en aklı başındaların bile söze, “Ama yani Beatles…” diye başlamaları iç şişirici. Ne olmuş Beatles’a? Yoko Ono ne yapmış da dağıtmış Beatles’ı? Kem ve küm. Yoldan geçene değil, akademi mülakatına gelen adaylara filan sorsanız, “Yoko Ono’nun üç işini sayar mısınız?” diye, ‘çığlık performansından’ ötesine geçebilen çıkar mı bilmem. Yere batsın John Lennon’ın eski karısı olmak!

Onun sanatçı kişiliği hakkındaki hislerimizi ifade etmek için John Lennon’dan araklarsak, “Dünyanın en ünlü tanınmayan sanatçısı: Herkes ismini bilir ama kimse ne yaptığını bilmez.”

Tema: Bulut, Ağaç, Gökyüzü

Yoko Ono’nun en az eser verdiği alan edebiyat ama verdiği o eserler gerçekleştirdiği sanat performanslarıyla doğrudan ilişkili. Yazarlığı, sanatçı yönünden çok ayrı değil. İlk eserlerini verdiği günden bu yana kullandığı temalar birbirine çok benziyor. O yüzden de 1964’te basılan “Grapefruit”le, önceleri internette paylaştığı ve sonradan toparlayıp bastırdığı “Meşe Palamudu” adlı kitapları da birbirine sıkı sıkı bağlı zincir halkaları.

Aynı temalar; bulut, ağaç, gökyüzü, toprak gibi doğa parçaları; çıplaklık, ısı, korku, meditasyon gibi insan bedeni ile zihninini farklı biçimlerde uyaran ya da yatıştıran durumlar üzerine uzun uzun düşünmeler, gündelik hayat içinde akıp giderken görmediğimiz, görmezden geldiğimiz anlara selam durmalar…

 

Şunlar kitaptan mesela:

 

Yaşam işi III

Tüm insanların yılın bir günü şarkı söylediğini hayal et.

O gün:

a) Avukatlar mahkemede şarkılarla tartışacak.

b) Siyasetçiler konuşmalarını şarkı söyleyerek yapacak.

c) Öğretmenler konularını şarkı söyleyerek anlatacak.

d) İki kampın askerleri birbirlerine şarkı söyleyecek.

 

Temizlik işi III

Kimse hakkında hiçbir olumsuz düşünce dile getirmemeye çalış.

a)Üç gün boyunca

b)Kırk beş gün boyunca

c)Üç ay boyunca

 

Bak bakalım hayatında neler olacak.

 

Şehir işi IV

Şehirdeki her binanın çatısına

Balonlar bağladığını hayal et.

Bırak balonlar esintiyle dalgalansın.

Bakalım binalar böylece hafifleyecek mi?”

“Meşe Palamudu”, Yoko Ono’nun nokta tekniğiyle oluşturduğu kara kalem figürleri de içeriyor.

fft251_mf4496296.Jpeg

Her gelenin kıyafetinden bir parça kestiği “Cut Piece” performansından (1964).

 

Hayat bilgisi kitabı gibi

Kitap bir yönüyle ilkokul hayat bilgisi kitaplarına da benziyor, ki eskiden ne güzel hayat bilgisi kitapları vardı. Konserve yapımından ilkyardım bilgisine, mevsimlerin geçişlerinden meyvelerin üremesine pek çok şeyi yazardı. Çok zevkli okumalardı. Biraz işte o kitaplar gibi “Meşe Palamudu”. O metinlerin altındaki ‘okuduğumuzu anladık mı?’ sorularına benzer sorular soruyor Yoko Ono kitabında. Ama bu sorulara cevap vermek biraz daha zor. Mesela, “Bize gökyüzünün güzelliğini ilk ne zaman fark ettiğini söyle” diyor. Bu kitabı birileriyle birlikte mi okumalı?

Yoko Ono’nun ilk kitabı “Grapefurit” ise daha çok bir zen kitabı ve “’60’ların kavramsal sanat dünyasına pat diye düşüvermiş bir bomba” olarak tanımlanıyor. İşlerindeki şiirsel üslup ve her daim aykırı tavrıyla zamanının kavramsal sanatçılarından sıyrılan, Joseph Kosuth ve Lawrence Weiner’ın aralarında olduğu sanatçıları önemli ölçüde etkileyen öncü isim Yoko Ono, “Grapefruit” ile o güne kadar benzeri görülmemiş bir kavramsal sanat kitabı yazmış oluyor.

Kitapta çoğunlukla performans önerileri var. Pencereleri camdan aşağı atmaktan ya da kolunuza bir bez sarıp bütün gün herkesle bu konu hakkında, kolunuza ne olduğu hakkında konuşmaktan bahsediyor. Kitaba göre kemiklerimiz aslında sıkıştırılmış bulutlar ve Fuji Dağı da Amerikalı turistleri çekmek için üretilmiş yapay bir yığıntı…

Boş bir tuvale bir hafta boyunca uzanıp vücut izinizi çıkarmak ve tuvalde elinizin geldiği yere bir delik açıp elinizi bu delikten çıkararak eve gelen kişilerle o elinizle tokalaşmak da kitabın önerileri arasında. Bu arada flashmob’a esin veren, daha önceden çalışılmış farklı koreografilerle bir alışveriş merkezi, bir park ya da bir meydanda aniden dans etmeye başlamak da ilk kez “Grapefruit”te yazılmış bir fikir.

Yoko Ono greyfurtu, meyve olarak ayrıca çok sevdiğini, ne bir limon ne de bir portakal olduğu için ona özel bir ilgi duyduğunu anlatıyor ve ayrıca kitap John Lennon’ın sunumuyla açılıyor. Lennon basitçe, size Yoko Ono’yu takdim ediyorum deyip çekiliyor.

 

Böyle kült bir eserin henüz Türkçede basılmamış olması üzücü. “Meşe Palamudu”nun yayıncısı Güldünya Yayınları’nın bunu yakın zamanda yayımlamayı planladığı haberini almış olmaksa sevindirici. Yoko Ono’nun 2013’te yazdığı “Meşe Palamudu” ise Sedef İlgiç çevirisiyle dilimize kazandırıldı. Bu arada Kadın Kültür ve İletişim Vakfı tarafından kurulan Güldünya Yayınları ismini, 2004 yılında ailesi tarafından öldürülen Güldünya Tören’den alıyor. Yayınevinin programında kadın kitapları olacak. (Müjdesini verelim, Pussy Riot için hazırlanan bir derleme kitabı olan “Pussy Riot! Özgürlük İçin Bir Punk Duası” ve REM’in solisti Michael Stipe’ın Patti Smith turnesinde çektiği fotoğrafların altına ünlü isimlerin resimaltı yazdığı “Patti Smith ile Yolda: İki Kere Giriş” de yayına hazırlanıyor.)

fft251_mf4496462.Jpeg

Fluxusçu’lardan Yoko Hanım

Yoko Ono’yu anarken Fluxus’tan söz etmeden olmaz. Bu sanat akımı ilk olarak Litvanya asıllı Amerikalı sanatçı George Maciunas ve John Cage’in deneysel kompozisyon derslerinde tanışıp kaynaşmasıyla müzikte başlayan ve zamanla dans, müzik ve plastik sanatlara da sıçrayan bir sanat yapma biçimi. Öncüleri arasında Joseph Beuys, Nam June Paik, Charlotte Moorman, Wolf Vostell, Dick Higgins ve tabii Yoko Ono var. Ama bu isimlerin halihazırda ‘ünlü’ olmalarının Fluxus’un öncüleri arasında gösterilmelerinde önemli bir rolü olduğunu söyleyelim. Yoksa akımın en başarılı isimleri arasında pek tanınmayan isimler de bulunuyor.

Yoko Ono’nun bu akım içinde ürettiği en önemli iş “Cut Piece” adlı performansı. “Cut Piece” ilk kez 1964 yılında Kyoto’daki Yamaichi Salonu’nda sergilenmiş. Sanatçının üzerinde bir elbise ve önünde bir makas varmış. İzleyicilerden gelip elbisesinden birer parça kesmesini ve bu parçayı yanlarında götürmesini istemiş. Sonunda çırılçıplak kalmış.

Ama nasıl? Çok yavaşça. Çünkü Japonlar Yoko Ono’nun elbisesinden bir parça keserken gerçekten çok zorlanmışlar. Sanki onun bir ricasını lütfen yerine getirir gibi nazikçe küçücük parçalar kesmişler. Ancak mesela Yoko Ono bu performansı yıllar sonra Londra’da yeniden gerçekleştirdiğinde çok kısa bir sürede üzerindeki giysi yok olmuş. Londra seyircisi elbisesinden bir parçayı eve götürebilmek için birbirini ezmiş. Performans bir yönüyle seyircinin tepkisini de ölçen bir deneyime dönüşmüş.

Bu arada “Cut Piece”in esini de, Yoko Ono’nun en önemli ilham kaynaklarından biri olan John Cage’den geliyor. Onun “4:33″ isimli eseri Ono’yu çok etkilemiş. Makas sesleri arasındaki uzun sessizlikler Yoko Ono’ya bu ‘karşılıksız vermek’ temalı performansı yazdırmış. “Cut Piece” son olarak 15 Eylül 2003’te Paris’teki Theatre Le Ranelagh’de sahnelenmiş. Yoko Ono bu son performans için, “’60lı yıllarda kızgınlık içindeydim, şimdi aşk için yapıyorum,” demiş.

 

Gerçekten sadece bağırıyor mu?

Yoko Ono müzik yapmaya John Lennon’la tanışmadan önce başlamıştı. Dört yaşında piyano, 14 yaşında vokal dersleri almış ve çocukluğu annesinin elinden tutup geleneksel Japon müziği icra eden sanatçıların konserlerine gitmekle geçmiş. ABD’ye taşındıktan sonra John Cage, Arnold Schoenberg ve Alban Berg’den etkilenerek atonal müzik üzerine çalışmış.

Onun müziğiyle ilgili genel bir eleştiri var: Çok bağırıyor. Gerçekten çok mu bağırıyor yoksa tamamen başka bir şey mi yapıyor? Buna sadece bağırmak diyebilir miyiz? Pencereyi açıp simitçiye bağırmakla, (“Simitçiii iki simit”) bu bağırmayı bir tutabilir miyiz? Sanat eleştirmenleri Yoko Ono’nun alametifarikası olan rahatsız edici bağırmalarının onun sanat icra etme biçiminden ayrılamayacak şeyler, bütünün parçaları olduğunu düşünüyor. Yoko Ono’nun temiz bir sesle, üstelik ezgi, nakarat gibi klasik şarkı formlarını reddetmeden müzik icra etmesi olanaksız.

Ancak Lennon’la başlayan müzikal ortaklığı onu daha ‘şarkıya benzeyen şarkılar’ yapmaya yönlendirmiş. Lennon’ın solo kariyerinin de başladığı albüm olan 1968 yılında çıkardıkları “Unfinished Music No:1 Two Wirgins” albümü Yoko Ono’nun müzikal alanda daha çok tanınmasını sağlayan ilk albüm olmuş. Sonrasında da birlikte yedi albüm yapmışlar. Ono şimdilerde oğlu Sean Ono Lennon’la birlikte müzik yapmaya devam ediyor.

 

Lennon’ın öldürüldüğü gün öğle saatlerinde, çift ünlü fotoğrafçı Annie Leibovitz’e Rolling Stone dergisi için bu ikonik pozu vermişti.

 

Bombalar altında geçen çocukluk

Yoko Ono 1933 doğumlu. Bu kitabı, “Meşe Palamudu”nu da geçen yıl, 80. doğum günü için çıkardı. Ono’nun sanatta 60. yılını kutlamak için de bu yıl Guggenheim Müzesi’nde “Yoko Ono’s Half A Wind Show” adlı bir retrospektif sergi düzenlendi. Sergi 1 Eylül’e kadar açık. Ono röportajlarında geçmişe baktığında zorlu ama mutlu bir hayatı olduğunu söylüyor. Hem özel hayatı hem sanat hayatı… Gerçi ikisinin çoğu kez iç içe geçtiğini söylemek de mümkün. Babasının Yokohama Bankası’ndaki görevi nedeniyle çocukluğunu Japonya ve ABD arasında geçirmiş. ABD’nin savaşa girmesinden kısa bir süre önce Japonya’ya kesin dönüş yapmışlar ve kendi ülkelerinde ABD’den gelmiş olmalarından dolayı ‘öteki’ olarak algılanmışlar. Annesi Budist, babası Hıristiyan olan Yoko Ono arkadaşları tarafından ‘tereyağı gibi kokan’ anlamında ‘bata kusai’ lakabıyla çağrılmış. Savaş esnasında Japon toplumu tarafından Batılılaşmış, Amerikanlaşmış Japonlar için aşağılayıcı bir tanım olarak kullanılan bu terim Yoko Ono’yu üzmüş, içine kapanmasına sebep olmuş. Savaş yıllarında o kadar büyük zorluklar yaşamış ki, bu lakaplar filan önemini yitirmiş.

Günlerce aç gezmiş. Yiyecek bir lokma ekmek bulmak için günlerce beklemiş. O kadar zayıflamış ki o zamanlar kendisi için en uygun lakabın aslında ‘hayalet’ olduğunu düşünmüş. Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombaları gibi korkunç bir çocukluk travmasıyla büyümüş. Ailesi 1952 yılında yeniden ABD’ye, New York’a yerleşmiş ve Yoko Ono yenilikçi eğitim anlayışıyla öne çıkan Sarah Lawrence College’da Çağdaş Edebiyat ve Müzik öğrenimi görmüş. 1955 yılına dek okula devam eden Ono, o sıralar New York’ta yaşamakta olan, daha sonra evleneceği Japon müzisyen Toshi Ichiyanagi ile tanışmış ve okulu bırakarak Ichiyanagi ile birlikte Manhattan’da yaşamaya başlamış. Manhattan Ono’nun bir avangart sanatçı olarak kariyerine başladığı ilk yer olmuş.

Yoko Ono, on parmağında on marifet bir sanatçı olarak 80’ini geçmiş halde hâlâ üretiyor ve bana öyle geliyor ki onu sevmeme nedenimiz biraz da karakterimizi ortaya koyuyor.

fft251_mf4496397.Jpeg

80. yaş hediyesi

Geçtiğimiz yıl 80. yaşını kutlayan Yoko Ono, doğum gününü şerefine “Meşe Palamudu”nu “Acorn” adıyla Algonquin Books etiketiyle yayımladı. Kitabın bir de küçük öyküsü var: John Lennon ve Yoko Ono 1968 yılının haziran ayında İngiltere’deki Coventry Katedrali’nin bahçesine birer meşe palamudu ekmişler. Bir yıl sonra evlenecek olan çift, bu tohumların dünya barışı dileklerini temsil ettiğine inanmış. Evlenmelerinin ardından aralarında Kamboçya, Arjantin, İsrail ve Kanada’nın bulundugu ülkelerin devlet başkanlarına birer meşe palamudu göndererek barışın ‘canlı heykelleri’ olarak tanımladıkları bu tohumların ekilmelerini istemişler. Malezya Kralı, ikiliye cevap vermiş ve sarayın bahçesine meşe palamudunun tohumunu dikmiş.

John Lennon’la evlenmeden önce yaptıkları bu anlamlı barış hareketini, 80. yaş kitabının adı olarak kullanan Ono’nun kitaptaki haikularının her biri birer meşe palamudu olarak nitelendiriliyor.

 

Yaşadığımız unutulmaz

John Lennon’ın karısı olmak batsın dedik ama bizim kafamızdaki algısı batsın. Yoksa kendileri güzel de bir aşk yaşamış bir yandan. John Lennon Yoko Ono’yu çok sevmiş. Onunla daha özgürleştiğini düşünmüş. Bayağı bayağı feminist olmuş, Ono’nun soyadını almış. Cinselliğiyle, vücuduyla ve çıplaklığıyla barışmış. Öldürüldüğü günün sabahında Ono’nun üzerine çıplak bir şekilde uzanıp o meşhur pozu vermiş.

 

1969 yılında John Lennon ile Bed ve Hair Peace esnasında.

İkilinin en unutulmaz performansı ise “Bed Peace” adıyla bilinen ‘dünya barışı için yataktan çıkmama eylemi’ olmuş. Vietnam Savaşı’nı protesto etmek için balayını geçirdikleri otelde yataktan çıkmama kararı alan ikili bu eylemi daha sonra başka yerlerde de hayata geçirmiş.

Yataktan çıkmamakla savaş mı engellenir dememeli. Evliliklerinin kamuoyunun ilgisini çekeceğini bildikleri için bu yöntemi deneyen çift, hakikaten de o dönem, 1969 yılının bahar aylarında, binlerce savaş yanlısı Amerikalı’nın aklına ‘acaba’ sorusunu düşürmüş. Nihayetinde, ‘hiç olmazsa yolunda ölürüm’ de bir protesto biçimidir.

John Lennon’ın konuyla ilgili açıklaması da unutulmazdır: “Yapmak istediğimiz şey dünyaya, özellikle de gençliğe ve barış taraftarı ya da şiddet karşıtı protesto yapmakla ilgilenen herkese, bir mesaj vermektir. İstiyoruz ki herkes bu konuda ya çok ağır ya da fazla entelektüel davranıldığını görsün. Herkes barış hakkında konuşuyor ama bir kaç kişi dışında hiç kimse gerçekten bir şey yapmaya çalışmıyor.”

 

Daha fazla Yoko Ono için

İletişim Yayınları tarafından Türkçe yayımlanan James Woodall kitabı “John Lennon Yoko Ono”yu okuyabilirsiniz.

Yoko Ono’yu Twitter’dan takip edebilirsiniz: https://twitter.com/yokoono

Plastic Ono Band’den şarkılar dinleyebilirsiniz. Ya da daha iyisi şöyle bir eskilere uzanıp “Double Fantasy”yi baştan sona dinleyebilirsiniz. “Kiss, Kiss, Kiss”, “I’m Loosing You” hâlâ çok güzeller.

http://www.a-i-u.net/ adresine tıklayıp, Ono’nun haikularını okuyabilirsiniz.

Önerilerine kulak verin: “Kötü kötü dans edin ve bağırarak şarkı söyleyin ve kimseyi umursamayın.”a1